Anayasa Mahkemesi Munzam Zarar Kararı: Enflasyon Farkı Tazmin Edilmeli

Alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru olmadığını kanıtlamadığı müddetçe borçlu ortaya çıkan bu munzam zarardan (aşkın zarar) sorumludur. Munzam zararın varlığı halinde Kanun koyucu borçlunun kusurlu olduğu karinesini getirerek, aksini kanıtlama görevini borçluya yüklemiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi munzam zarar konusunda Anayasa’nın 35. maddesini esas alarak ve mülkiyet hakkının özü bakımından değerlendirme yaparak 818 sayılı mülga Kanun’un “munzam zarar” kenar başlıklı 105. maddesi ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “aşkın zarar” kenar başlıklı 122. maddesinde düzenlenen zararın nasıl karşılanması gerektiği yönünde bir karar vermiştir (karara erişim için tıklayınız).

Anayasa Mahkemesi bu karar gereğince 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un “temerrüt faizi” kenar başlıklı 2. maddesi ile zararı karşılanamayan alacaklının zararlarının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13.06.2012 tarihli ve 2011/18-730 E., 2012/373 K. sayılı kararında yer alan HUMK 238/2 (HMK 187/2) maddesi ile Medeni Kanun’un 7. maddesi gereğince alacaklının temerrüt faizi dışında kalan zararlarının delillerle ispatı gerekmeksizin karşılanması gerektiği yönündeki görüşüne atıfta bulunarak önemli bir karara imza atmıştır.

Anayasa Mahkemesi bu kararıyla Yargıtay’ın bu konudaki iki zıt kararından da farklı bir değerlendirme yaparak 818 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile 6098 sayılı Kanun’un 122. maddesi dışında bir temel bir hak olarak Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı üzerinden hukuksal değerlendirmeye giderek sonuca varmıştır.

Munzam Zarar Nedir?

Hukuki uyuşmazlıklarda alacağın ortaya çıktığı andan itibaren yasal faiz işlemeye başlar. Yasal faizi aşan zarara munzam zarar denir. Bu zararın hesabı yapılırken işlemiş olan faiz ile enflasyon arasındaki farka bakılır. Ancak borçlunun, kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını kanıtlayabilmesi halinde munzam zarar söz konusu olmayacaktır.

Munzam Zarar Hangi Durumlarda İstenir?

Uygulamada munzam zararın ispatı tutarlı bir şekilde ele alınmamaktadır. Munzam zararın sadece enflasyonun varlığına dayanarak ispatlanamayacağı, somut verilerle ispatlanması gerektiği yönünde kararlar mevcuttur. Burada dikkat edilmesi gereken bir konu temerrüt faizinin kusur olmasa dahi istenebileceğidir. Ancak munzam zarar sadece kusurun varlığında talep edilebilir. Munzam zararın ortaya çıkmasında, borçlu kendisinin hiçbir kusuru olmadığını kanıtlayabilirse bu zarar talep edilemeyecektir.

Munzam Zarar Müspet Zarar Mıdır?

Menfi zarar, sözleşme kurulmasaydı alacaklının uğramayacağı zarar anlamına gelmektedir. Müspet zarar ise boçlunun borcunu ifa etmemesi, eksik ifa etmemesi ve gerektiği gibi ifa etmesi gibi durumlarda ortaya çıkmaktadır. Doktrinde munzam zararın geç ifadan kaynaklanmasının müspet zarar olduğu yönünde görüş mevcuttur. Sonuç olarak munzam zararın farklı şartlar altında menfi zarar veya müspet zarar olarak nitelendirilebileceği söylenmektedir. Ancak doktrinde mutabık kalınan bir görüş yoktur.

Haksız Fiilde Munzam Zarar 

Munzam zararın kaynağını oluşturan borç temerrüt ile ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan borç ifa edilinceye kadarki süreçte munzam zarar meydana gelmektedir. Para borçlarının kaynağı sözleşme, sebepsiz zenginleme ya da haksız fiil olabilir. Dolayısıyla munzam zarar sözleşmeden doğan para borcunun ödenmemesiyle ortaya çıkabileceği gibi haksız fiiilden de kaynaklanabilir.

Para borçlarında borcun vadesi belirli bir günse o gün itibariyle temerrüt meydana gelecektir. Diğer borçlarda ihtarla birlikte temerrüt meydana gelecektir. Sebepsiz zenginleşme ve haksız fiilde durum farklıdır. Sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği anda ve haksız fiilde zararın doğumuyla temerrüt meydana gelir. Ancak sebepsiz zenginleşmede borçlu iyi niyetliyse yine ihtar gerekecektir. Sonuç olarak haksız fiilde temerrüt, haksız fiilden dolayı zararın oluşmasıyla meydana gelir ve bu andan itibaren munzam zarar oluşur. Bu andan tahsil tarihine kadar temerrüt faiziyle karşılanamayan zarar munzam zarardır. Doktrindeki bir görüşe göre zamanaşımı zarar görenin zararı ve faili öğrendiği andan itibaren bir senedir.

Munzam Zarar Örneği

Munzam zararın en basit örneği enflasyon ile yatırım arasındaki ilişki üzerinden anlatılabilir. Örneğin alacaklının, parasını borçludan temerrüt tarihi olan borcun ödeme tarihinde aldığı gün 20 ton buğday alarak bir yatırım yapmayı planladığını varsayalım. Borçlunun ödeme tarihinden daha geç bir tarihte TL ödemesini yapması ve gerçekleşen devalüasyon neticesinde alacaklının daha az miktada buğday alması söz konusu olabilir. Bu durumda devalüasyon sonucu gerçekleşen zarar munzam zarar oluşturacaktır. Ancak bu zarar hesaplanırken temerrüt faizi ile devalüasyon arasındaki fark belirlenmelidir.

 

Anayasa Mahkemesi’nin Munzam Zarar Kararında İncelenen Yargıtay Kararları

AYM’nin değerlendirdiği munzam zarar konulu Yargıtay kararlarında zararın kanıtlanması hususunda görüş ayrılığı vardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 31.10.2007 tarihli ve 2007/11-668 E. ve 2007/798 K. sayılı kararında munzam zararın kanıtlanması yönünde katı bir görüşe yer verilmektedir;

Diğer bir deyimle alacaklı davacı, fiilen uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır…
Hal böyle olunca, iddia olunan zararı doğuran somut vakıanın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği, duraksama yaratmayacak kadar açık bir olgudur.

Burada, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 238. maddesinin yarattığı istisna uygulanamaz. Zira kanıtlanacak olgular anılan maddede sözü edilen ‘maruf ve meşhur’ olan enflasyon, para değerindeki düşüş ya da mevduat faiz oranları değil, az yukarıda açıklandığı gibi geç ödemeyle davacının maruz kaldığı zararı tevlit eden vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.

Görüleceği üzere Genel Kurul’un yukarıdaki karardaki görüşü munzam zararın kanıtlanması gerektiği yönündedir. Aksi yönde bir karar olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13.06.2012 tarihli ve 2011/18-730 E., 2012/373 K. sayılı kararının ilgili kısmı ise aşağıdadır:

Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.

Bu bağlamda belirtilmelidir ki, munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır.
O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur… Hal böyle olunca, asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile zamanaşımı süresi içinde her zaman istenmesi mümkündür.

Şu durum karşısında, alacaklının davasında dayandığı maddi olgulara uygulanması zorunlu görülen HUMK. md. 238/2 (HMK 187/2) ve Medeni Kanun md. 7 anlamında belirlenen delillerle alacaklı zararının kanıtlandığına ilişkin karinenin vücut bulduğu ve böylece davacının zararın ispat yükünü yerine getirdiğini kabul etmek gerekir.

Anayasa Mahkemesi’nin Munzam Zarar AİHM Kararları Değerlendirmesi

Yukarıda görüldüğü gibi Yargıtay’ın munzam zarara ilişkin iki farklı görüşü bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi ise incelemeyi uluslararası hukuk bakımından ve ulusal hukuk bakımından yapmıştır. Anayasa Mahkemesi AİHM’in çeşitli kararlarına atıfta bulunmak suretiyle “AİHM, istikrarlı olarak kamu makamlarınca yapılacak ödemelerin gecikmesini faiz ödemeleriyle ilişkilendirmektedir. AİHM’in çeşitli kararlarında makul olmayan bir gecikme nedeniyle tazminatın değer kaybettiği durumlarda bu tazminatın yeterli olamayacağı belirtilmiştir. (Angelov-Bulgaristan, B. No: 44076/98, 22.4.2004, paragraf 39) Nitekim böyle başvurularda AİHM esas itibarıyla kamu makamlarının geçen süre nedeniyle ödenmesi gereken tutardaki değer kayıplarını telafi etmek için gecikme faizi ödeyip ödemediğini dikkate almaktadır. Kısaca AİHM; mülkiyet hakkı kapsamında faiz ödenmesini, esasen devletin borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle ilişkilendirmektedir. (Akkuş Türkiye B. No: 19263/92, 9.7.1997 paragraf 29)” şeklinde konuyu değerlendirmiştir.

AYM Ölçülülük İlkesi ve Munzam Zarar Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 35. maddesini esas alarak ve yerel mahkeme kararının “ölçülülük ilkesiyle” örtüşmediğini belirterek; “… bu kararlara göre enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimde bulunması, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini yani kusursuzluğunu ve sorumsuzluğunu kanıtlama ödevinin borçluya düştüğü kabul edilmiştir.” demek suretiyle davacıyı haklı bularak dosyayı yerel mahkemesine tekrar değerlendirilmek üzere iade etmiştir. Böylelikle döviz kurlarındaki değişikliğe de atıfta bulunarak, yukarıda anılan munzam zararın kanıtlanması gerektiği yönündeki Yargıtay Genel Kurulu kararının aksi görüşü benimsemiştir. Anayasa Mahkemesi, alacaklının temerrüt faizini aşan ve enflasyonist ortamda oluşan zararını, mülkiyet hakkının özüne dokunulması yönünde değerlendirme yaparak davacıyı haklı bulan bir karara imza atmıştır. AYM kararında;

Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkanı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

Anayasa Mahkemesi; kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kamu borcu haline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdur olunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda, alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir yük oluşturması halinde mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015). Anayasa Mahkemesi ayrıca, mahkemelerce hükmedilen tazminatın yargılamada geçen süre nedeniyle enflasyon karşısında değer kaybettiğinin tespit edildiği bir başvuruda da ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016). Bunun yanında sosyal güvenlik ödemeleri kapsamında mahkeme kararıyla hükmedilen emekli ikramiyesinin değer kaybına uğratılarak ödenmesinin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir (Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017).

Sonuç olarak başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği kanaatine varılmıştır. Bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu değerlendirilmiştir.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, enflasyon karşısında oluşan değer kaybını yaşayan alacaklının zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki görüşün alacaklıya aşırı bir külfet yüklediği gerekçesiyle, mülkiyet hakkı ihlali oluşturduğuna ve zararın tazmin edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Sonuç olarak, temerrüt faizini aşan bir zarar uğrayan alacaklı, borçlu hiçbir kusuru olmadığını ispat etmedikçe munzam zararını talep edebilir.

Karara erişim için tıklayınız.

Anayasa Mahkemesi’nin munzam zararın varlığı açısından olumlu yönde verdiği bir diğer kararı inceleme yazımız için tıklayınız.

Kaynakça

KARTAL, Bilal, Faizi Aşan Zarar, Yargıtay Dergisi, C: 23, S: 4, 1997.

Hukuki Yardıma mı İhtiyacınız Var?

Formu doldurun ve uzman ekibimiz ihtiyaçlarınıza en uygun çözüm için sizinle iletişime geçsin.

Tepe Hukuk Bürosu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin