Hukuki Görüşler

Malpraktis Nedir? Malpraktis Davası ve Yasası

Malpraktis nedir sorusunun cevabı meslek hatasıdır. Malpraktis yasasına göre, doktor hatasının varlığı halinde malpraktis davası açılabilir.

Malpraktis Nedir?

Malpraktis Latince kökenli Male ve Praxis kelimelerinden oluşur ve hatalı uygulama anlamına gelir. Yapılan bir işin planlanan şekilde sonuçlanmaması, amaca veya sonuca ulaşmak için yanlış yapılması ve uygulanması olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla bu kavram, uygulanmasında hata yapılan bütün meslek grupları için kullanılabilecektir. Makalemiz bakımından, bu tanımın Tıp bilimi alanındaki karşılığı ve Tıp Hukuku bağlamındaki sonuçlarını inceleyeceğiz.

Tıbbi Malpraktis Ne Demek?

Malpraktis, Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları’nın 13.maddesinde tanımlanmıştır. (Erişim için tıklayınız.) İlgili maddenin kenar başlığı Hekimliğin Kötü Uygulanması (Malpraktis) şeklindedir. Maddede, malpraktis, “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması anlamına gelir”, şeklinde tanımlanmıştır. Sağlık hizmeti verilirken yapılan tıbbi müdahalenin; yanlış işlemi yapmak, doğru işlemi yapmamak veya işlemi yanlış şekilde uygulamak şeklinde olması durumunda tıbbi müdahalenin hatalı şekilde yapıldığından söz edilecektir.

Hekimlerin Hatalı Tıbbi Uygulamadan Kaynaklanan Sorumlulukları

Hekimlerin hatalı tıbbi müdahale sonucunda, hukuki sorumluluklarını incelemeye geçmeden önce hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin belirlenmesi gerekecektir. Hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin niteliği hakkında, öğretideki baskın görüş ve Yargıtay’ın yerleşik kararları söz konusu hukuki ilişkinin vekalet sözleşmesi olduğu yönündedir. Bu niteliği gereği, zarar gören hastanın açacağı tazminat davasında sözleşmeye aykırılık hükümleri uygulanacaktır. Hasta hastaneye gittiğinde, kendi seçtiği ve anlaştığı bir hekim yoksa hastane yönetiminin görevlendirdiği hekime muayene olarak bu hekim tarafından tedavi edilecektir. Bu durumda hasta ile hastane arasında ilişki kurulmuş olacaktır. Bu noktada hastanenin türü önem arz eder.

Özel Hastane İle Hasta Arasında Kurulan Hukuki İlişkide Sorumluluk

Özel hastane ile hasta arasında kurulan sözleşme mevzuatta düzenlenmiş bir sözleşme değildir. Özel hastane ile hasta arasında kurulan hukuki ilişkinin niteliği hakkında doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşlerden biri, hukuki ilişkinin hasta kabul sözleşmesi olarak nitelendirilmesidir. Bu sözleşmenin niteliği de doktrinde tartışmalı olmakla birlikte; çoğunlukla kabul edilen görüşü şu şekilde açıklayabiliriz: Hasta kabul sözleşmesinin asıl edimi hastanın tedavisinin tamamlanması yani bir iş görme edimidir. Bu edim vekalet sözleşmesine ait bir unsurdur. Sözleşmenin, barınma için ücret ödenmesi, yeme içme için satın alımlar gibi yan edimleri için ise tipik sözleşme hükümlerinin niteliklerine uygun düştüğü oranda, kıyasen uygulanmasıdır. Özel hastane ile hasta arasında kurulan sözleşmede hekim ya da yardımcı personel sözleşmenin tarafı olmayıp; hasta ile hastane arasında doğrudan bir ilişki kurulmuş olur. Bu doğrultuda hekim, hastane adına hizmet sunan kişi olması dolayısıyla TBK madde 116 gereğince ifa yardımcısı konumundadır. TBK madde 116 gereğince;
Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Bu düzenlemenin sonucu olarak, hastane ifa yardımcısı sıfatını taşıyan hekimin hatalı tıbbi uygulaması neticesinde, kusursuz olarak sorumlu olur.

Kamu Hastanesi İle Hasta Arasındaki Hukuki İlişkide Sorumluluk

Hastanın tedavi için kamu hastanesine başvurmuş olduğu durumda hastane ve hekim ile hasta arasında kurulmuş olan bir sözleşme ilişkisinden bahsedilemez. Kamu hastanelerinde kamu hizmeti verildiğinden burada idare hukuki ilişkisi söz konusu olur. Dolayısıyla hekimin veya yardımcı personelin tıbbi hatalı uygulamasından kaynaklanan bir sorumlulukları söz konusu olduğunda, bu sorumluluk idare hukuku kurallarına bağlı olarak belirlenecektir. Bu durumda hasta, devlete veya ilgili kamu tüzelkişisine karşı dava açabilir. Anayasa’nın 129.maddesinin 5.fıkrası uyarınca,
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
Benzer bir hüküm 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda da yer almaktadır. İlgili Kanunun 13.maddesine göre,
"Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.”
İlgili düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere kamu hastanelerinde, hatalı tıbbi uygulama neticesinde zarar gören kişi, ancak devlete veya ilgili kamu tüzel kişisine karşı dava açabilecektir. Dava sonucunda, devletin davacıya tazminat ödemesi durumunda, devlet ilgili personele rücu edecektir.

malpraktis-zamanasimi

Hatalı Tıbbi Uygulamadan Kaynaklanan Davalarda Tazminat Sorumluluğu

Tazminat Sorumluluğunun Koşulları

Hekimin hatalı tıbbi uygulamadan doğan sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Hekimin tıbbi uygulama esnasındaki hukuka aykırı müdahalesi sonucunda tazminat sorumluluğu söz konusu olacak ve Borçlar Kanunu’nda, tazminata ilişkin yer alan genel hükümler uygulama alanı bulacaktır. Hekimin sorumluluk şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinde hukuka aykırılık, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının incelenmesi gerekir.

Hukuka Aykırılık

Hekimin tıbbi müdahalesi hastanın beden vücut bütünlüğü ve sağlığı üzerinde etkilidir. Kişinin hayatı ve vücut bütünlüğü üzerinde sahip olduğu hak mutlak bir haktır ve kişinin rızası olmadan bu haklara yapılan bir müdahale hukuka aykırıdır. Bu nedenle tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için hastanın aydınlatılmış rızasının alınması gerekir. Hastanın aydınlatılmış rızasının alınabilmesi için de, hastanın; hastalığının sebepleri, uygulanacak tedavi, yapılacak müdahalenin kapsamı hususlarında bilgilendirilmiş olması gerekir. Kişinin rızasının, ahlaka, adaba ve kamu düzenine aykırı olması durumunda da hukuka aykırılık unsuru ortadan kalkmaz. Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ve kanunun verdiği yetkilerin kullanılması durumları ise hekimin tıbbi müdahalesinin hukuka aykırılığı ortadan kaldıran durumlar olarak karşımıza çıkacaktır.

Kusur

Hekimin tıbbi müdahalede bulunurken, yükümlülüklerini kasten veya ihmal ile ihlal etmiş olması durumunda kusurundan söz edilir. Zararın kasten veya ihmalen verilmiş olması hekimin kusurunun ağırlığını belirler. Bunun sonucu olarak tazminatın belirlenmesinde, tazminat miktarı yönünden kusurun ağırlığı önem arz eder. Hekimin sorumluluğunun belirlenmesinde meslek kusuru kavramına da değinilmelidir. Hekimin tıp biliminin uygulanmasında kabul edilmiş kurallara aykırı davranması durumunda meslek kusurundan söz edilir. Hekimin bu sorumluluktan kurtulabilmesi için hem meslek kurallarına uygun davranması hem de gerekli dikkat ve özeni göstermesi gerekecektir.

Zarar

Hekimin tazmin yükümlülüğünün söz konusu olabilmesi için zarar unsurunun bulunması gerekir. Hatalı tıbbi müdahale sonucunda, maddi zararlar kapsamında; tedavi giderleri, çalışma gücünün kaybı nedeniyle destekten yoksun kalma, ölüm nedeniyle meydana gelen giderler, cenaze masrafları sayılabilir. Hatalı tıbbi müdahale sonucunda zarar gören kişi, çalışamama durumuna bağlı, ileride ekonomik olarak uğrayacağı zararı ve bu yüzden yaptığı tüm giderleri de isteyebilir. Hekimin hatalı tıbbi müdahalesi sonucunda hastanın kişilik haklarının da zarara uğraması söz konusu olur. Manevi zarar, kişinin şahıs varlığında ve manevi değerlerinde meydana gelen kayıplar olarak nitelendirilir. Hastanın manevi tazminat talebinin hukuki dayanağı TBK’nın 24, 25, 56 ve 58.maddeleri oluşturur. Hangi durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun söz konusu olacağı ve miktarı hususunda, hakim somut olayın haline ve koşullarına göre belirleme yapacaktır.

İlliyet Bağı

Hekimin tazminat sorumluluğunun doğması için, hukuka aykırı tıbbi müdahale ile zarar arasında uygun illiyet bağının olması gerekir. Hekimin hatalı tıbbi müdahalesi sonucunda hasta zarar görmüş ise illiyet bağının varlığından söz edilir. Hatalı tıbbi müdahale ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğunun ispatı hastaya aittir.

Doktor Hatasında Tazminat Miktarı Ne Kadardır?

Sorumluluk şartları gerçekleştiğinde zarar veren, zarar görenin malvarlığında meydana gelen zararı gidermekle yükümlü olur. Maddi tazminatta amaç, malvarlığında meydana gelen zarara sebep olan olay gerçeklememiş olsa idi, zarar görenin malvarlığı hangi durumda olacak idiyse, bu durumun yeniden tesis edilmesidir. Tazminat; zararı karşılamalı, zararın en yüksek miktarıyla sınırlı olmalı ve bu miktarı aşmamalıdır. Tazminat miktarı belirlenirken TBK hükümleri uyarınca, zarar verenin kusuruyla birlikte, zarar görenin rızası ve ortak kusuru durumları da dikkate alınacaktır. Hakim tazminat miktarını belirlerken hastanın tıbbi müdahaleye rızasının olup olmadığı hususunu değerlendirir. Bu hususta, bahsedilen rıza hukuka aykırı nitelik taşıyan rızadır. Nitekim hukuka uygun bir rıza söz konusu ise hekimin sorumlu tutulmaması durumu dahi söz konusu olabilecektir. Zarar görenin ortak kusurunun olup olmadığı değerlendirmesinde ise, hastanın zararın artmasını engellemek için gerekli tedbirleri alıp almadığı hususu önem arz eder. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında hastanın ortak kusurlu davranışı söz konusuysa hakim tazminat miktarının indirilmesine karar verebilecektir. Hatta bu ortak kusur, hekimin sorumluluğunu ortadan kaldıracak boyutta ise hakim tazminatın ödenmemesine de karar verebilecektir.

Malpraktis Davasında Zamanaşımı Süresi

Hatalı tıbbi uygulamadan (malpraktis) kaynaklanan tazminat davasında zamanaşımı süresi, hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre farklılık gösterecektir. Şöyle ki; kamu hastanelerine karşı, hatalı tıbbi uygulamadan kaynaklanan tazminat davası idare mahkemesinde açılacaktır. İdare hukuku ilkelerine göre söz konusu dava açılmadan önce zararın ve hekim hatasının öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıl içinde, tazminat talebi içeren yazılı başvuruda bulunulması gerekecek; bu başvurunun reddedilmesi halinde ise tam yargı davası açılması söz konusu olacaktır. Dava açılmadan önce gönderilen yazılı başvuru talebinin reddedilmesi halinde, başvurunun reddedilmesini izleyen 60 gün içinde idare mahkemesinde tazminat davası açılmalıdır. Özel hastane veya doktora karşı hatalı tıbbi uygulamadan kaynaklı haksız fiil nedeniyle açılacak olan tazminat davalarında ise zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde davanın açılması gerekir. Ancak tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklanmış ise, bu zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

malpraktis-nedir

Malpraktis Yasası Nedir? 

3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa, ek 18.maddesi eklenmiştir. Bu ek madde ile, kanun Malpraktis Yasası olarak anılmaya başlanmıştır. (Kanuna erişim için tıklayınız.Ek madde 18, 7406 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 14.maddesi ile Kanun'a eklenmiştir.

Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.)

Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen; a) Bakan yardımcısı,
  1. b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları,
  2. c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır.
(c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında üçüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir.” Bu doğrultuda, nasıl ki memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izin usülüne tabi tutulmuşsa, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan sağlık mensuplarının tedavi, tıbbı müdahale vs. işlemelerinde hatalı uygulamaları söz konusu olduğunda doğrudan haklarında soruşturma açılamayacak ve haklarında soruşturma açılabilmesi için Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından izin alınması gerekecektir. Malpraktisle ilgili uluslararası bir düzenleme, Avrupa Biyotip Sözleşmesidir. Bu sözleşme iç hukukumuzda 5013 Sayılı “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanaması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla, 03.12.2003 tarihinde kabul edilmiştir. Söz konusu sözleşmenin 4.maddesinde
“Araştırma dâhil, sağlık alanında her müdahalenin, ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.”
düzenlemesi yer almaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 11.maddesinde hatalı tıbbi uygulamayla ilgili şu şekilde bir düzenlemeye yer verilmiştir:
Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgi- li mevzuat hükümlerine aykırı ve ya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.”
Tıbbi Hizmetlerin Kötü Uygulanmasından Doğan Sorumluluk Kanunu Tasarısı’nın Tanımlar başlıklı 3.maddesinde, tıbbi kötü uygulama şu şekilde tanımlanmıştır:
Sağlık personelinin, kasıt veya kusur veya ihmal ile standart uygulamayı yapmaması, bilgi veya beceri eksikliği ile yanlış veya eksik teşhiste bulunması veya yanlış tedavi uygulaması veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan ve zarar meydana getiren fiil ve durum” .

Malpraktis Sigortası / Hekimin Mesleki Sorumluluk Sigortası

Sorumluluk sigortaları, sigorta ettirenin üçüncü kişilere verebileceği zararların giderilmesinde sigorta ettirenin malvarlığından meydana gelecek azalmaları önlemek ve zarar gören üçüncü kişilerin zararlarının giderilmesini amaçlar. Sorumluluk sigortaları, zarar görenin mağduriyetinin giderilmesi ve aynı zamanda sigorta ettirenin ekonomik varlığını koruyabilmesi için oldukça önemlidir. Bu doğrultuda sorumluluk sigortalarında sigorta ettiren ile zarar gören arasında menfaat dengesinin kurulması gerekir. Mesleki sorumluluk sigortaları da dahil olmak üzere pek çok sorumluluk sigortası türü ülkemizde uygulanmaktadır. Mesleki sorumluluk sigortalarında ise, sigortalının mesleğini yaptığı sırada üçüncü kişilere verebileceği zararlardan doğan tazminat talepleri güvence altına alınmış olur. Hekimler için mesleki sorumluluk sigortası, hekimlerin mesleklerini icra ederken hastalarına verebilecekleri zararlara karşı maddi teminat sağlar. Bu kapsamda hekimin, hastayı tedavisi, müdahalesi kapsamında yaptığı tıbbi hatalı uygulamalar mesleki sorumluluk sigortası ile güvence altına alınmış olur. Bu sigorta ile hekimin maddi zararları karşılaması söz konusu olur. Hekimin cezai ya da hukuki sorumluluğu kapsamındaki zararlar, bu kapsamda değildir. Cezai ya da hukuki sorumluluğundan doğan zararlar için hekimin sorumluluğu devam edecektir.

Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı

Komplikasyon kısaca öngörülemeyen, öngörülse dahi engellenemeyen bir istenmeyen sonuç olarak tanımlanabilir. Komplikasyon, tedavi sürecinde veya sonrasında ortaya çıkabilir. Komplikasyon kavramıyla ilgili Yargıtay’ın bir kararında komplikasyon tanımı ve komplikasyonun hekimin sorumluluğuna etkisi bakımından şu ifadelere yer verilmiştir:
Komplikasyon hekimin tıbbî müdahaleyi gerçekleştirirken her şeyi doğru yapmasına rağmen yine de istenmeyen bir sonucun meydana gelmesidir ve komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla, istenmeyen sonucun ortaya çıkmasında tıp bilminin genel kurallarının kusurlu ihlali söz konusu olmadığından hekimin sorumluluğu doğmayacaktır.
Kural olarak komplikasyonlar, hekimin sorumluluğuna yol açmaz. Ancak, hekim komplikasyon karşısında, genel kabul görmüş tıp biliminin ilke ve kurallarına uygun hareket etmez, bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmez ve olası komplikasyon durumlarını bildirmezse, hukuksal sorumluluğu söz konusu olacaktır. Yargıtay’ın, bilirkişi raporları ile komplikasyon durumu söz konusu olsa dahi hastaya gerekli bilgilendirme yapılmaması sebebiyle hekimin sorumlu olduğu yönünde karar verdiği durumlar da bulunmaktadır. Bu doğrultuda, hekimin yapılması gereken tıbbi müdahale veya tedaviye aykırı davranması durumunda hatalı tıbbi uygulamadan (malpraktis) bahsederken, komplikasyon ise hekimin müdahale veya tedavi sürecini olması gerektiği gibi sonuçlandırmaya çalışmasına rağmen, öngörülemeyen, öngörülse dahi kaçınılamayan durumların ortaya çıkması ile birlikte istenmeyen sonuçların doğması şeklinde özetlenebilir. Komplikasyon durumlarında hekimin sorumluluğu kapsamında komplikasyonun nispi komplikasyon ve mutlak komplikasyon olması durumları ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Söz konusu komplikasyon durumunun önlenmesi kesin olarak mümkün değil ise mutlak, önlenebilir bir komplikasyon durumu söz konusu ise nispi komplikasyondan söz edilir. Mutlak komplikasyon durumunda hekimin sorumluluğundan bahsedilemez. Nispi komplikasyonda ise kontrol edilebilir riskler söz konusu olduğundan, beklenmedik hal niteliğinde görülen durumlardan sorumlu olacaktır.
 
KAYNAKÇA
DEĞDAŞ, Ulaş Can, Hatalı Tıbbi Uygulamadan (Malpraktis) Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt I, Sayı 6, 2018. DEMİR, Mehmet, KİRKİT, Ecem, Komplikasyon-Malpraktis Ayrımının Tıbbi Özel Hukuk Sorumluluğuna Etkisi, Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2022/1. (Erişim için tıklayınız.) YAVUZ İPEKYÜZ, Filiz, Hekimin Tazminat Sorumluluğu, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 20, Sayı 33, 2015. (Erişim için tıklayınız.) KARASU, Rauf, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Sorumluluk Sigortalarına İlişkin Hükümlerinin Değerlendirilmesi, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Özel Sayı, Cilt 2, 2015. (Erişim için tıklayınız.) KERÇ, Elif, AKPINAR, Özgür, Türkiyede Uygulanmakta Olan Hekim Mesleki Sorumluluk Sigortalarına Yönelik Bir Araştırma, Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi, Cilt 13, Sayı 50, Temmuz, 2018. (Erişim için tıklayınız.)