İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla kişiler hakkında yanıltıcı, yanlış bilgi ve haberlerin yayılması daha sık hale gelmektedir. Bir başkası hakkında ileri sürülen yanlış bilgilerin Türk Ceza Kanunu’na (TCK) göre iftira seviyesine ulaşması için sıkı şartlar mevcuttur. Özellikle kişinin cezalandırılması veya idari yaptırım gibi bir sonuçla karşılaşmasına yönelik kastın bulunması gerekmektedir. Suçun oluşabilmesi için İftira eylemini gerçekleştiren kişi, iftira attığı kişinin aslında suçu işlemediğini bilmelidir. Yani bilerek ve isteyerek (kasten) iftira etmelidir.
Table of Contents
Toggleİftira Suçu – TCK 267
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na (TCK’ya erişim için tıklayınız) göre iftira suçu doğrudan ya da dolaylı olarak işlenebilir. Basın ve yayın yoluyla iftira, dolaylı iftira olarak geçmektedir; yetkili makamlara ihbar veya şikayet ise, doğrudan iftira olarak adlandırılmaktadır. Her iki halde de iftira “şekli iftira” olarak nitelendirilir. Diğer taraftan madde 267’nin 2. fıkrasına göre yapay delil ve veri üreterek iftirada bulunmak “maddi iftira” olarak adlandırılmaktadır.

Yukarıda sayılan hallerden birinin var olması durumunda ve aşağıdaki şartlar karşılanıyorsa iftira suçu söz konusu olacaktır:
- Hukuka aykırı eylemlerin varlığı iddia edilmelidir.
- İhbar veya şikayet yoluyla işleniyorsa, bu kişinin kendi inisiyatifiyle hareket etmiş olması gerekir. (Örneğin sanık savunması ya da tanık beyanlarında verilen ifadeler bu suçu oluşturmaz. Ancak tanık açısından yalan tanıklık suçu söz konusu olabilir.)
- İftira kasten işlenebilen bir suçtur. İftira suçunu oluşturan iddiaları ileri süren kişi, hedefindeki mağdurun gerçekte ileri sürülen suç veya hukuka aykırı eylemlerde bulunmadığını bilmelidir.
Korunan Hukuki Değer
İftira suçunun işlenmesi hem suçun mağduru bakımından hem de yargı sistemi bakımından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Kişinin onur ve şerefi, kişisel hakları zarar görmektedir. Dolayısıyla kişilik hakları korunan değerler arasındadır.
İftira eylemi ile, yargı sistemi yersiz bir şekilde meşgul edilmekte ve mağdur da gereksiz yere zan altında bırakılmaktadır. Bu süreçte devletin adliyelerinin yanıltılarak amaç dışı kullanılmaya çalışılması, bu hususta da bir koruma gerekmektedir. Son olarak iftiranın suç olarak düzenlemesiyle, kamu güvenini korumanın da amaçlandığı söylenebilir.
Suçun Unsurları
İftira suçunun maddi unsurları arasında fail başta gelmektedir. Bu suçun faili bakımından herhangi bir sınırlama yoktur. Sivil, kamu görevlisi veya diğer herkes iftira suçunu işleyebilir. Suçun failinin, tam ismini kullanmaması halinde de hakkında soruşturma başlatılabilecektir. Ancak bu durumda Cumhuriyet savcısı iddianame hazırlayamaz ya da iddianamesi iade edilir. Çünkü Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 174. maddesi ve Yargıtay kararları gereği şüphelinin kimliği tespit edilememesi iddianamenin iadesi sebebidir. (1) Diğer iddianamenin iadesi sebepleri hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
İftira suçunun bir diğer maddi unsuru olan mağdur ise belirli ya da belirlenebilir olmalıdır. Ayrıca ölmüş bir kişiye karşı bu suç işlenemez (ilgili Yargıtay kararını yazımızın sonunda bulabilirsiniz). Ancak iftira eylemi gerçekleştirildiğinde hayatta olup bu kişi daha sonra öldüyse suç oluşmaz.
Bir diğer maddi unsur olan fiil ise doğrudan ya da dolaylı gerçekleşebilen şekli iftira yoluyla gerçekleşebilir. Ayrıca maddi iftira yoluyla da gerçekleşmesi mümkündür. Bu fiillere dair açıklama yazımızın giriş kısmında verilmiştir.
İftira suçunun maddi unsurlarından olan fiile yönelik olarak sözlü iftiranın mümkün olup olmayacağı merak edilmektedir. Nitekim bu suçun basın veya yayın kanalıyla işlenmesi halinde yazılı olarak işlenmesi daha olasıdır. Ancak soruşturma makamlarına veya diğer yetkililere ihbar veya şikayet yoluyla işlenmesi halinde bu bildirimin sözlü olarak yapılması mümkündür. Dolayısıyla bu ihtimalde iftira suçunun sözlü işlenmesi de mümkündür. Nitekim Kanuna göre ihbarda şekil serbestisi vardır. Yani ihbar sözlü veya yazılı şekilde gerçekleştirilebilir.
Fiil unsuru bakımından iftira suçunun sosyal medya vasıtasıyla işlenip işlenemeyeceği yine merak edilen bir konudur. Bu suçun basın veya yayın yoluyla işlenebileceği Kanun’da belirtilse de sosyal medyanın bu kapsama girip girmediği açık değildir. Bu konuda Yargıtay kararlarına bakmak gerekir. Yargıtay’ın ise sosyal medyayı basın yayın kapsamına aldığı kararlar mevcuttur (2).
Son olarak kendisi hakkında soruşturmaya engel olmak amacıyla başkasının kimlik bilgilerini veren kişinin de iftira suçunu işlemiş olacağını belirtmek isteriz.
Suçun manevi unsuru gereği iftirada bulunan failin, suçu işlediğini iddia ettiği kişinin gerçekte suçu işlemediğini bilmelidir. Bu bakımdan, mağdurun TCK kapsamında bir suçtan ceza alması amaçlanmak zorunda değildir. Örneğin disiplin cezası almasına yönelik iddiaların ileri sürülmesi de yeterlidir. Sonuç olarak eylem kasten ve mağdurun hakkında soruşturma, kovuşturma veya idari süreç başlatılması amacıyla işlenmelidir. Ancak isnat edilen fiilin suç olması şartı yoktur.
Soruşturma ve Kovuşturma Usulü
Soruşturma Cumhuriyet savcısı tarafından resen yürütülür. Suçtan zarar gören kişi katılan sıfatıyla yargılamaya katıldığı takdirde CMK’da yer alan haklarından faydalanabilir ve kanun yollarına başvurabilir. Kamu görevlisinin bu suçu işlemesi ise görevi ile ilişkili suçlar arasında sayılmadığından yine genel hükümlere göre soruşturma ve kovuşturma gerçekleştirilecektir.
Failin yargılama sonucunda iki yıl veya daha az ceza alması halinde, gerekli şartlar varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
Görevli Mahkeme
İftira suçunda görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Ancak kovuşturma sonucu mağdura müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş ise görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır.
Suçun Özel Görünüş Halleri
İftira suçunun özel görünüş halleri teşebbüs, gönüllü vazgeçme ve iştiraktir. Teşebbüs bakımından değerlendirildiğinde iftiraya uğrayan masum kişinin suçtan zarar görmesi gerekli değildir. Ancak kural olarak sırf hareket suçu olması itibariyle iftira suçunun teşebbüse müsait olmadığı söylenebilir. İftira eden kişi ithamlarını içeren ihbar veya şikayetini yetkili makamların öğrenmesine engel olabilirse gönüllü vazgeçmeden bahsedilebilir.
Suçun birlikte işlenmesin dair iştirak hükümleri bu suç bakımından uygulanabilir. İftira suçunu işleyen kişinin dolaylı fail olması mümkündür. Bileşik suç açısından iftira suçunu ayrı kılan bir durum yoktur.
İftira Suçu Şikayete Tabi Mi?
İftira suçu şikayete tabi değildir. Suçtan zarar gören kişinin şikayette bulunmasının bir önemi yoktur. Cumhuriyet savcısı resen soruşturma sürecini yürütür. Ancak suçtan zarar gören, ilk derece mahkemesinde yargılama devam ettiği müddetçe şikayetçi sıfatıyla katılım sağlayabilir.
İftira suçu ile hakaret suçu birbiriyle sıklıkla ilişkilendirildiğinden özellikle kamu görevlileri açısından bu konudan bahsetmek gerekmektedir. Hakaret suçu şikayete tabi bir suç olmasına rağmen kamu görevlisine karşı işlendiğinde soruşturma yetkili makamlar tarafından resen başlatılır. Yani şikayet gerekmez. Böyle bir istisna iftira suçunda söz konusu olmamakla birlikte iftiranın şikayete tabi olmadığını belirtmiştik. Dolayısıyla hakaret normal şartlarda şikayet gerektiren bir suçken ve kamu görevlileri açısından gerektirmiyorken, iftira her daim şikayetsiz soruşturmaya tabidir. Diğer taraftan her iki suç tipi benzemekte ve benzer olaylarda meydana gelmektedir. Dolayısıyla somut olay değerlendirilirken aralarındaki farklara dikkat edilmelidir.

İftira Suçu Zamanaşımı
İftira suçu bakımından dava zamanaşımı 8 yıldır ve bu sürenin başlangıcı:
- TCK m. 267’ye göre iftiraya uğrayan mağdurun fiili işlemediğinin belirlendiği an,
- kovuşturmaya veya kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleşmesiyle,
- davanın beraat ile sonuçlanması halinde bu tarih
olacaktır.
Basın yoluyla işlenen iftira suçu bakımından zamanaşımı kuralları değişmektedir:
- Basılmış eserin Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edilmesinden itibaren günlük süreli yayınlarda 4 ay içinde,
- diğer eserlerde ise 6 ay içinde davanın açılması gerekir.
- Eserin teslim edilmemesi durumunda ise bu süre Başsavcı tarafından öğrenilme tarihinde başlar.
İftira Suçunun Cezası Ne Kadar?
İftira suçu cezası normal şartlarda 1 ila 4 yıl hapis cezasıdır. Ancak “nitelikli” olarak işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. Nitelikli haller arasında şunlar sayılmıştır:
- İftira sonucunda masum kişiye gözaltı veya tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin uygulanması,
- Uydurulan fiile dair maddi delillerin yaratılması.
İftiraya uğrayan kişi gözaltına alındıysa, iftirayı atan kişi dolaylı fail olarak kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakma suçunu da işlemiş sayılır. İftiradan zarar gören kişi, müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılırsa fail hakkında 20 yıl ila 30 yıl arası hapis cezası kararı verilir.
Suçun basın yoluyla işlenmesi halinde failin cezası aynı basın kanallarıyla ilan edilir. İlan masrafını fail öder. Mahkeme ilanı resen gerçekleştirir ve talebe gerek yoktur.
Hapis cezası verildiği takdirde hakim cezayı ertelemeyi seçebilir. Cezanın kısa süreli hapis cezası olması halinde adli para cezasına çevrilebilir. Ceza doğrudan adli para cezası olarak belirlendiği takdirde bu ceza ertelenemez.
İftira Suçu Uzlaşmaya Tabi Mi?
İftira suçu uzlaşmaya tabi değildir. Uzlaşmaya tabi suçlar CMK m. 253’te sayılmıştır. Şikayete tabi suçlar ile suçun şikayete tabi olup olmadığına bakılmaksızın taksirle yaralama ve kasten yaralama gibi suçlar uzlaşmaya tabidir.
İftira suçu şikayete tabi olmadığı için Cumhuriyet savcısı soruşturmayı resen başlatacaktır. Korunan hukuki değerin devleti doğrudan ilgilendirmesi iftiranın şikayete tabi olmamasının sebeplerinden biri olduğu söylenebilir. Çünkü adliyelerin nedensiz meşgul edilmesine engel olmak amaçlanmaktadır.
Suç Uydurma ve İftira Suçu Farkı
TCK madde 270’te “suç üstlenme” başlığı altında “suç uydurma” olarak adlandırılan suç düzenlenmektedir. Bu suçun mağduru bizzat devlettir ve adliyelerin korunması amaçlanmaktadır. İftira suçunda ise öncelikli olarak mağdurun kişilik hakları korunmaktadır.
- TCK’da veya diğer kanunlarda cezası olan gerçek bir suça yönelik uydurma mevcut olmalıdır. İdari ihlaller uydurma suçu oluşması için yeterli değildir. Ancak iftira suçu bakımından idari yaptırımlar da suçun oluşması için yeterlidir. Kabahat ve disiplin yaptırımları da iftiraya neden olabilir.
- İftira suçunda faile odaklanılmaktayken uydurma suçunda suç oluşturan eylem öne çıkmaktadır. Bu bakımdan uydurma suçunun meydan gelmesi için ortada gerçekte işlenmiş bir suç bulunmamalıdır. İftira suçu bakımındansa gerçekte bir suç işlenip işlenmediği önemi arz eden bir husus değildir.
- Uydurma suçunun işlenmesi için belirli bir kişi hedef alınmamalıdır. İftira suçu ise belirli ya da belirlenebilir bir kişiyi hedef almalıdır. Bu ayrımla ilgili Yargıtay kararını yazımızın sonunda bulabilirsiniz.
- Her iki suç tipi de şikayete bağlı değildir.
İftira Suçu Yargıtay Kararları
İftira suçu ancak suçtan zarar gören kişinin hayatta olması halinde işlenebilir. Aksi takdirde Yargıtay’a göre işlenemez suç oluşur.
“İncelenen somut olayda, dört kişiye iftira suçundan dava açıldığı, ancak dosyada bulunan nüfus kaydı ve mernis ölüm tutanağında C.G adlı kişinin, sanığın yetkili merciye şikâyet dilekçesi verdiği günden yaklaşık altı ay önce 20.6.2002 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Ölüye karşı suç yüklemesi düşünülemeyeceğinden, sanığın, anılan kişiye, işlenemez nitelikte iftira suçundan, mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.” (3)
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması halinde iftira suçunun oluşması mümkündür. Ancak bu bilgiler veya kimlik gerçek bir kişiye ait değilse suç oluşamaz. Açıklandığı üzere bu suçun belirli ya da belirlenebilir bir kişiye karşı işlenmesi gerekmektedir. Fakat, gerçek olmayan kişiye yönelik kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması yine de suç teşkil edecektir. TCK m. 206’daki resmi belgede yalan beyan suçu işlenmiş olacaktır:
“olay tarihinde şüpheli hareketlerinden dolayı kolluk görevlilerince esrar maddesi ile yakalanan hükümlünün gerçekte var olan kardeşi Yılmaz’ın kimlik bilgilerini bildirmek suretiyle, kimliği hakkında resmi mercilere yalan beyanda bulunmak olarak belirlenmen eyleminin, 5237 sayılı TCK. nun 268/1 maddesi yollamasıyla 267/1 kapsamında kaldığı, yeni TCK. nun 206. maddesinin bildirilen kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan kişilere ait olması halinde uygulanabileceği…” (4)
Kaynakça
- Yargıtay 10. CD., T. 27.10.2014, Esas. 2014/4578, Karar. 2014/11707
- 4 CD 12/0/7/2006 E.2006/4670 K.2006/13841
- Yargıtay 8. CD., T. 26.10.2020, Esas. 2019/7622, Karar. 2020/17426
- 11 CD 18.10.2006 E.2006/5715 K.2006/8294
- ÖNDER, A., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 1994.
- SÖNMEZ, Ahmet Selçuk, Türk Ceza Kanunu’nda İftira Suç, Ankara, 2016.