- Hukuk dairesinin 2023/4061 E. 2024/817 K. numaralı 12.04.2023 tarihli yargıtay kararını ele alarak protokol ve sözleşme hükümleri doğrultusunda, taraflar arasındaki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sonucu ortaya çıkan bir uyuşmazlık ele alınacak ve tarafların dürüstlük ilkesine ne derece aykırı hareket ettiği tartışılacaktır.
Davanın Konusu
Davacı vekili müvekkili ile davalı idare arasında bir protokol düzenlendiğini, protokolde ise 25 yıl süre ile davalı idarenin 30-45 derece sıcaklıkta ve 15 lt/sn sıcak suyu davacı tarafa sağlamayı taahhütte bulunduğunu ve projenin hazırlandığını ileri sürmüştür. Nihayetinde Tarım Bakanlığı ile hibe sözleşmesi imzalandığını ancak yapılan tüm işlemlere rağmen davalı idarenin sorumluluklarını yerine getirmemesiyle davacı şirketin zarara uğradığı ortaya çıkmıştır. Halihazırda protokolün devam ediyor olduğu ve davalı idarenin sorumluluğunun 25 yıl olduğu belirtilmiştir. Davanın konusu, mevzubahis suyun verilmesinin mümkün olmadığı tespit edildiğinden müvekkilin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ve işleyecek faizle birlikte davalıdan talep edilmiştir.
“…4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi hükmü; herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Diğer bir deyişle Kanun'un 2 nci maddesinde yer alan dürüst davranma yükümlülüğü "hakların kullanılması" ve "borçların yerine getirilmesinde" söz konusu olur. Hakkın kullanımı ölçütünü, Kanuna göre dürüstlük kuralları verir. Dürüst davranma ise "bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuskar, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi" anlamındadır. O halde bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek durumundadır; aksi halde, haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir. Bununla birlikte hemen belirtmelidir ki, hakkın kötüye kullanımı kurumu hukukun şekilciliğinden doğan sertliği gidermek maksadıyla ortaya çıkmıştır. Zira hukuk kuralları tarafından kişilere tanınan yetkilerin olduğu gibi kullanılması, diğer kişiler için çoğu kez katlanılması güç olan sonuçlar doğurabilecektir. İşte bu noktada 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi oldukça büyük önem taşımakta olup, gerçekleşen her somut olayda hakim tarafından ayrıca takdiri gereken bir durumdur.”Dürüstlük Kuralına Aykırılık Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi, taraflar arasındaki ilişkilerde dürüstlük ilkesini temel bir kılavuz olarak kabul etmektedir. Bu kural, hakların kullanımında ve borçların yerine getirilmesinde tarafların iyi niyetle, dürüst ve makul bir şekilde hareket etmelerini zorunlu kılar. Somut olayda, davacının haklarını kullanırken ve davalıya karşı yükümlülüklerini yerine getirirken dürüstlük ilkesine aykırı hareket ettiği ve bu nedenle hakkın kötüye kullanılması sonucunun doğduğu iddia edilmektedir.
"…Somut olayda, dosya kapsamından, alınan hibe desteği ile tamamlanan sera tesislerinin, üretimde kullanılamayacak kadar deforme olduğu, davacı tarafça hasarlı ve bakımsız durumda bırakıldığı, bu nedenle de atıl vaziyette bulunan seraların kullanıma uygun olmadığı, yine bu süre zarfında davacı tarafça seraların kullanımı için gerekli jeotermal kaynak kullanımının sağlanması yönünde herhangi bir girişimde bulunulmadığı anlaşılmakta olup, bu durumda davacının, seraları kaynak kullanımı dışında üretimde kullanmayarak atıl bırakması ve neticede fesih hakkını kullanmaması karşısında, 25 yıllık tahsis süresi boyunca oluşan gelir kaybının tahsili gerektiğini ileri sürmesi, 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayıp hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir." "Yukarıda açıklandığı üzere; herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, hakimin haklı sebepleri göz önünde tutarak karar vermesi gerektiğinden, davalı tarafça sözleşme gereği verilen teminat mektubunun iade edildiği hususu da göz önünde bulundurulduğunda, bu haliyle sözleşmenin halen ayakta olduğu yönündeki kabulün doğru olmadığı, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile hakkın kötüye kullanımına sebep olacak şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir."Uyuşmazlık Konusu Davacı taraf, protokole dayanarak, davalı idareden belirli bir süre zarfında 30-45 derece sıcaklıkta su temin edilmesini beklemiş ancak davalı tarafın bu yükümlülüğü yerine getirmemesi sonucu zarara uğradığını iddia etmiştir. Davalı taraf ise, zamanaşımı ve çeşitli eksiklikler gerekçe göstererek, davanın reddedilmesini talep etmiştir. Sonuç olarak, uyuşmazlık, protokolün uygulanmaması ve buna bağlı olarak oluşan zararın tazmini konusundadır. Yani, davacının haklı olup olmadığı ve davalı idarenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığına dair bir hukuki değerlendirme yapılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararının davalı yararına bozulmasına ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.