Bu Kararın Konusu
Davacı vekili, davalı gerçek kişilerin müvekkiline ait taşınmazda kiracı olduklarına, müvekkili ve eşinin yaşlı olmaları nedeniyle bu kişilerin müvekkiline bazı işlerde yarcımcı olduklarını müvekkilinin davalılardan birinden yardım istediği bir gün bu kişinin müvekkilinin yaşlı ve hasta olmasından faydalanarak kiracısı oldukları parselin satışını kapsayan özel vekaletnamenin davalılardan Firdevs A. adına düzenlendiğini davalı Filiz Ok ve Süleyman A. yardımıyla davalı şirket, H.B. Petrolcülük Turizm Tarım Orman ve Su Ürünleri’ne satıyorlar. Bu şirketin iyi niyetli olmadığını ve davalıların hep birlikte hareket ettiklerini, müvekkilinin de vekalet tarihi itibariyle ehliyetsiz olduğunu ve vekaletnamenin hile ile alındığını ileri sürmüştür. Söz konusu taşınmazın davalı şirket adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline tapu iptali ve tescil talebi kabul edilmediği takdirde 200.000,00 TL bedelin satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalılardan talep etmiştir.
“İlk Derece Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2008/418 Esas, 2018/6 Karar sayılı kararı ile; Adli Tıp Kurumundan alınan rapor gereğince davacı Veli Zağlı’nın vekâletname tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetine haiz bulunduğu, ancak davalı gerçek kişilerin hilesi ile davacı Veli Zağlı’nın vekâletname iradesinin sakatlandığı, bu kişilerin davacının zararından sorumlu oldukları, öte yandan davalı şirkete yapılan satış işleminin taşınmazların rayiç bedeline uygun bir bedel üzerinden satılması sebebiyle gerçek bir satış işlemi olduğu, davacı tarafça davalı şirket yönünden hile ve muvazaa unsurunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın davalı şirket yönünden reddine, diğer davalılar yönünden açılan tazminat davasının kabulü ile 200.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.” “Bilindiği üzere, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu′nun(TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.”Davalı Filiz Ok ve Süleyman A.’nın yardımıyla yapılan satış işleminin, iyi niyetli olup olmadığı ve davalı şirketin de bu durumu bilip bilmediği sorusu, dava sürecinde önemli bir yer tutmuştur. Ayrıca, davacı, müvekkilinin vekaletnameyi hileli bir şekilde aldıklarını ve bunun sonucunda taşınmazın satıldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptalini istemiştir. UYUŞMAZLIK KONUSU Dava, ehliyetsizlik ve vekaletnamenin hile ile alınıp kötüye kullanıldığı iddialarına dayanarak açılmıştır. Bu durumda, müvekkilinin taşınmazını elinden alındığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebi, aksi takdirde tazminat istemi gündeme gelmiştir. Vekaletnamenin geçerliliği, vekil ile vekalet veren arasındaki ilişki ve bunun hukuki sonuçları da önemli bir tartışma konusu olmuştur.
“Dava, ehliyetsizlik ve vekâletnamenin hile ile alınıp kötüye kullanıldığı iddiasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.” “6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin birinci fıkrasında [818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 386 ncı maddesinin birinci fıkrasında] vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesiyle vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak görülmesini, yapılmasını üstlenir.” “Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda vekâletnamenin kötüye kullanıldığının davalı şirket tarafından bilinip bilinmediği ya da kendisinden beklenen özen gösterilse idi bilebilecek durumda olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalı şirket yönünden davanın kabulüne karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.” “Vekâlet sözleşmesini 6098 sayılı Kanun'un 40 ilâ 48 inci (818 sayılı Kanun'un 32 ilâ 40 ıncı) maddeleri arasında düzenlenen temsil ilişkisi ile karıştırmamak gerekir. Aralarında yakın bir ilgi bulunmakla birlikte vekâlet sözleşmesi ile vekil vekâlet verenin bir işini görmeyi ya da bir işlemini yapmayı borçlanırken, vekâlet veren de onun yaptığı giderleri ve verdiği avansları ödemeyi borçlandığından vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir. Temsil yetkisi ise tek taraflı bir hukuki işlemdir. Genel olarak vekâlet, vekil ile vekil eden arasındaki iç ilişkiyi, temsil ise vekil edenin vekil aracılığı ile işlem yaptığı üçüncü kişi ile arasındaki dış ilişkiyi ifade eder.” “Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet ilişkisini düzenleyen hükümlerine göre vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, diğer bir anlatımla vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Vekâlet sözleşmesi, başkasının işini görmeye ilişkin bir sözleşme olduğundan esas itibariyle işin müvekkilin menfaatine yapılması gerekir. Bu durum iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur.” “Vekâlet sözleşmesi, güven esasına dayalı bir iş görme edimi ihtiva ettiğinden bu güvenin korunması her şeyden önce 6098 sayılı Kanun'un 506 ncı (818 sayılı Kanun'un 390 ıncı) maddesinin bir gereği olduğu gibi 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.” “Diğer taraftan vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.” “Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı konusu 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri,hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" şeklinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 190 ıncı maddesine göre de “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir”. Açıklanan bu genel hükümler uyarınca vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ispat yükünün bu iddiayı ileri süren davacı tarafa ait olacağı açıktır.”KARAR Sonuç olarak, vekaletnamenin kötüye kullanıldığı ve davacının zararının tazmin edilmesi gerektiği yönündeki karar doğrultusunda, davanın temyiz itirazları kabul edilmiş, söz konusu satış işlemi iptal edilerek zararın tazmini için gerekli adımlar atılmıştır